Yılan Hikayesi 14 Ocak 2015 by admin Yılan Hikayesi
prensPadişahla
karısının bir türlü çocuğu olmuyormuş, ne yapmışlarsa bir türlü bir
çocuk sahibi olamamışlar. Bir gün yaşlı, uzun sakalları olan beyaz bir
adam saraya konuk gelmiş, padişah adamı çok sevip akşam yemeğine
alıkoymuş. Yemekten sonra sakallı ihtiyar
– “Galiba sizin meyveniz yok” demiş.
Padişah hemen atılmış,
– “Her meyveden var, ne istersiniz?” demiş.
– “Yok,” demiş ihtiyar, “onu söylemiyorum, galiba sizin çocuğunuz yok, onu söylemek istiyorum.”
Padişahla karısının gözleri dolmuş,
– “Çok istedik, ama olmadı” demişler.
– “Peki” demiş ihtiyar, “ben size bir yol göstereceğim, dediklerimi
yaparsanız çocuğunuz olur. Ülkenin en ucundaki dağın tepesinde bir pınar
var. Baharın yaza bağlandığı gece, tam sabah olurken, mehtap batmadan,
güneş de çıkarken çırılçıplak o pınara girip yıkandıktan sonra,
‘hayırlısı neyse olsun’ deyip birbirinize kavuşacaksınız.”
Yaşlı adam bunları söyledikten sonra odasına çekilmiş, ertesi sabah da
kimseye görünmeden saraydan ayrılıp gitmiş. Padişahla karısı, büyük bir
kalabalıkla yola çıkmışlar. Dağın başındaki pınara girip yıkanmışlar,
sonra da çadırlarına çekilip yataklarına girmişler. Padişahın karısı,
– “Allahım bize bir evlat ver de nasıl verirsen ver” demiş.
O gece padişahın karısı hamile kalmış. Aradan dokuz ay geçmiş. Doğum
vakti gelmiş. Saraya ülkenin en ünlü ebelerini çağırmışlar. Ama sultan
bir türlü doğuramıyormuş, ne yaparlarsa yapsınlar sultan bir türlü
doğuramıyormuş. Kentte babasıyla ve üveyannesiyle yaşayan çok güzel ve
çok fakir bir genç kız varmış. Padişah, öfkesinden karısını doğurtamayan
bütün ebelerin başını vurdurtmuş. Bunu duyan kötü kalpli üveyanne,
saraya gidip
– “Benim bir üvey kızım var. Sultanı doğurtsa doğurtsa o doğurtur” demiş.
Bunun üzerine saraydan adam gönderip kızı çağırtmışlar. Kız başına ne
geleceğini anlamış, doğru annesinin mezarına gitmiş, annesinden akıl
sormuş:
– “Anneciğim ben ne yapacağım, hiç bir ebenin
doğurtamadığı sultanı doğurtmak için beni çağırdılar. Benim de kellemi
kesecekler.”
Tam o sırada ak sakallı bir ihtiyar peydah olmuş mezarın yanında,
– “Ağlama kızım” demiş, “ben sana ne yapacağını anlatacağım,
dediklerimi yaparsan, kelleni kurtarırsın.” Sonra kıza ne yapacağını
anlatmaya başlamış. “Sultan benim dediklerimi tutmadı, hayırlısını
isteyeceğine, ne olursa olsun dedi, bu yüzden de evlat yerine karnında
bir yılan taşıyor şimdi, sen saraya gidince, hemen bir kazan süt
isteyeceksin, sütü sultanın bacakları arasına yerleştireceksin, sütün
kokusunu alan yılan da dışarı çıkacak.”
Kız saraya gitmiş,
ihtiyarın dediklerini yapmış. Gerçekten de sultan, kocaman, kara bir
yılan doğurmuş. Hemen padişaha haber vermişler. Sultan hanım ağlamış,
– “Ne yapacağız” diye bir zaman çırpınmışlar, sonunda “Yılan mılan,
evlat evlattır,” deyip yılanı kimseye göstermeden sarayın arka
odalarından birine yerleştirmişler. Ülkede padişahın bir evladı oldu
diye şenlikler yaptırmışlar. Aradan yıllar geçmiş, arka odada bırakılan
kara yılan büyümüş, bir gün padişah babasına haber göndermiş,
–
“Ben artık evlenmek istiyorum” demiş. Padişah, ne yapsın, bir tanecik
evladı. Vezirlerden birinin kızını oğluna istemiş. Düğün yapılmış,
gelini gerdeğe sokmuşlar, ertesi sabah kapıyı açmışlar ki, kızın cesedi
bir köşede yatıyor. Yılan kızı sokup öldürmüş. Başka bir vezirin kızıyla
evlendirmişler. Yılan onu da sokup öldürmüş. Saraydaki kızlar birer
birer öldükten sonra, halktan kızlarla evlendirmeye baslamışlar. Yılan
prens, o kızları da öldürmüş. Genç kızlar saraya gelin gidip birer birer
ölüyormuş. Halk, prensin yılan olduğunu bilmiyormuş, ama prensle
evlenen kızların öldüğü memlekette yayılmış, herkes kızını memleketten
kaçırmaya çalışıyormuş. Bir gün yılanı doğurtan ebe kızın üveyannesi,
saraya gitmiş,
– “Benim çok güzel bir kızım var, sultanı da zaten o doğurtmuştu, prensin dilinden o anlar, onunla evlendirin prensi” demiş.
Hemen kadının evine adamlar gönderilmiş, kız babasından istenmiş.
Adamcağız ne yapsın, padişaha hayır diyecek hali yok ya, kızını vermiş.
Bunu duyan kız öleceğini anlamış, hemen annesinin mezarına koşmuş
yeniden.
– “Anneciğim beni prensle evlendirecekler ama prens
bir yılan. Beni de öteki kızlar gibi sokup öldürecek, genç yaşımda
öleceğim” demiş.
Kız annesinin mezarı başında ağlarken, beyaz sakallı ihtiyar görünmüş yeniden.
– “Ağlama” demiş, “yılan kılığındaki prens aslında çok yakışıklı bir
delikanlıdır. Dediğimi yaparsan insan haline döner, çok mutlu bir hayat
sürersiniz.”
– “Ne yapacağım?” diye sormuş kız. İhtiyar da anlatmış.
– “Seni gerdeğe sokacakları zaman, üstüne kırk gömlek giyeceksin. Sen
odaya girince yılan sana ‘soyun’ diyecek, sen bir gömleğini çıkart,
sonra sen de ona ‘sen de soyun bakalım yılan bey’ de, o da derilerinden
birini çıkartacak. Sonra sana yeniden, ‘soyun’ diyecek, sen gene ikinci
gömleğini çıkarttıktan sonra ona ‘sen de soyun yılan bey’ diyeceksin.
Böyle böyle kırk derisini de çıkarttıracaksın. Kırkıncı derisini
çıkarttıktan sonra yakışıklı bir delikanlıya dönecek. Ama sakın ola ki, o
bütün derilerini çıkartmadan sen soyunup kalma. O derilerini
çıkartmadan soyunursan, seni çıplak görürse sokup öldürür.”
|